Sevgili Sünger Bob, Affet

DİKKAT: Bu yazı hem Aşık Veysel, hem de Sünger Bob içerir. Bunu kaldıramayacak olanlara, hiç okumamayı öneririm.

Çocukken yabancı dizilere özenip günlük tutmaya karar verdim bir gün. Babamla gidip en kısa zamanda aldık birtane. Çok net hatırlıyorum, gri, kalın bir şeydi. Özellikle düz, tek renk seçmiştim, daha büyük hissettiriyordu bana kendimi, daha olgun. Öyle üzerinde resimli mesimli, renkli bir defter istemedim, çocuk işi diye.
O zamanlar bütün arkadaşlarım Sünger Bob izliyor, ben izlemiyorum. Sebebi de şu: Çok saçma ve çocukça. Su altında nasıl ateş yakabiliyorlar Allah aşkına?... Yıllar sonra, modası geçince, her bölümünü izledim. Bugün yaş 21, ve hala günlük hayatımda repliklerini kullandığım oluyor. Asıl konuya dönelim.

Günlüğümün bir de kilidi vardı, çok havalı! Özelimdi o benim, kimse göremezdi ve herkes saygı duymak zorundaydı buna.

Tabi, o çoktan tarih oldu. Ne mutlu ki oldu. Evin bir köşesinde bulacak olsam şimdi, soksam anahtarı ve çevirsem, bir tek boş sayfaya rastlayamam. Olabildiğince net hala kafamda o resim, ilk sayfalarda "Sevgili günlük" diye başlayıp, altına kedi köpek resimleri çizmiştim. Daha sonra o ilk cümle bile yok. Ama o lamba masası ışığında sayfaları karalarken yaşadığım duyguyu çok seviyordum. Kendimi dışarıdan izlediğimi hayal ederdim ve çok havalı hissederdim. Millet James Bond, hiç olmazsa Memoli oynardı, bense günlük tutan olgun genci. 

Olgunluk, benim için bir oyundu, benimle oynandığı güne kadar. 

"Kimsenin aşkı kimsenin ... değil" diyor adamın biri İncir Reçeli'nde. Öyle düşünenler, 'Olgunculuk oynayan velet' noktasında bırakabilirler okumayı, anlayışla karşılarım. Fakat benim için önemli mevzular bunlar. Ve dertleşmek isteyen olursa etrafımda, herkesinki gayet de benimkinde oluyor. Derdi umurumda yani. 

Olgunluk nedir? Bana göre göreceli kavram. Bana sorulacak olursa, benim oynadığım en masum, üzerimde oynanan en acımasız oyun.

Başlangıç noktasında, tam karşıma dizdi pullarını, aynaya bakıyormuşum gibi, katıldı dünya görüşüme, onunla paylaştığım fikirlere bir bir. Attığı her zar, yerini buluyordu, bu uzun bir süre böyle devam etti. Gün geldi, masamıza sandalye çeken herkes dikkatini dağıttı. Sekmeye başladı zarlar, yere düştü. Ona zahmet olmasın diye, eğildim, aldım elime. Başımı kaldırdığımda, yerini, annesinin makyaj çantasını yüzüne boşaltmış bir küçük kız almıştı. "Ben abla oldum" diyordu. Tuttular elinden, götürdüler. Bizden geçti, ama bir an önce abla olsa, iyi olur, kendi hayrına. 
En başından fikirlerin farklılığı belli edilmiş olsaydı, belki "Koyun kurt ile gezerdi", yada yollar daha erken ve zararsız ayrılabilirdi. İşine geldiği sürece, nasıl gizlenebiliyor kimlikler Allah aşkına? 
Bundan sonra olgunluğu, kim ve ne olduğunu apaçık sergilemek olarak tanımlıyorum ben.
Çok isterdim tekrar o günlük karalayan çocuk olmayı, ama kedi köpek bile ağlıyor artık.



Sevgili Sünger Bob,
değerini bilemedim. Affet.




Yorumlar

  1. "benim oynadığım en masum, üzerimde oynanan en acımasız oyun." bu cümle beni yaralayan kısım oldu işte.. günlüğümüzü karalayıp kendimizi dünyanın en önemli en muhteşem işini yapıyor olarak hayal ettiğimiz günlere geri dönebilsek keşke.. ama neticede "sorun büyümekte değil, büyürken unuttuklarımızda" sondaki videoya da bayıldım daha uyumlu olamazdı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel günlerdi kesinlikle, ama şimdide kalmak için de eninde sonunda bir neden çıkar diye düşünüyorum, kendine değer verip geri dönme isteğini uyandıranlardan arındıkça :)

      Sil
  2. Olgunluk varılan ve ulaşılan bir şey değil bence, Hayatımız her donemı bir adım daha yaklaşıyoruz olgunluğa. Tam olgunluğa erişmek ise herkesin harcı Degıl. Me zamanki yaslanıp Gençler'e bakarız hissederiz o duyguyu ya da me zaman ki ölür geriye bakarız hissederiz hiçbirşey bilmeden yaşadığımızı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Buna katılırım, sürekli bir kavga gibi görülebilir olgunluk, mutluluk gibi. Bazı anlar olur bizden olgunluk sergilememizi bekleyen, mesela bir insanla tanışmak gibi, o an verdiğimiz kararın nekadar mantıksal, nekadar duygusal olduğu önemli bana göre. İşte benim hikayemin kahramanı, kendini değerli hissettiren birini, kendisinin de onun gibi hissettiğine inandırmayı seçti, sözünü yerine getirmedi. Bu yüzden kişisel olarak böyle bir anlam yükledim olgunluk kelimesine. Teşekkürler

      Sil
  3. Yazıdaki bazı cümlelerin yalnız sizin anladığınız anlamları olduğu aşikar, yine de okuduklarımdan buruk; fakat leziz bir tat aldım. Her oyun, oynayanın değil oynananın biz olduğumuzu kavradığımız noktada sona ermez mi zaten? Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Iki kisi arasinda yasanilani fazla detayli disariya aktarmayi dogru bulmam asla, eger yazdiklarimla yasanmis duygulari ve alinmis dersleri aktarabiliyorsam, yeterlidir. Güzel yorum icin sagolun.

      Sil
  4. Metin, özlülük arayan benim için birkaç kelime tekrarı fazlalık dısında çok bașarılı.konu ile alakalıda bazı kavramlar tanımlanmayıp sorgulamayınca sadece yaşanınca daha gösterişli, tabi bu metnin başarısını gölgelemedi.tebrikler...küçükken james bond olmak isteyen biri

    YanıtlaSil

Yorum Gönder