Saat Hiç


Saat yirmi iki. Odam sıcak, yorganım serin, uyumak için en güzel şartlar. Saat yirmi iki otuz. Yirmi üç. Sıfır. Uyuyarak geçirdiğim süre gibi. Hiç. Saat hiç. Çift sıfırı görmek istemiyorum kaç zamandır, ama kaçamıyorum. Sık gözlerini, daha sıkı, daha sıkı. Olmuyor. İki haftadır doktora gideceğim. Aylardır kalbim durduk yere hızlanarak atmaya başlıyor demek için. Ağrım var demek için. Merkez göğüsüm, ama sırtımı ve hatta çenemi de kaplıyor. Geceleri uyuyamadığım için her sabah aynı durum, "Yarın giderim doktora. Biraz daha uyumam lazım." Neyse ki bu sefer 3-4 saatlik uykuyla da olsa kalktım gittim. 
Saat sekiz otuz. Lütfen bekleme odasına oturuyorum. Sol yanımda yaşlı teyze ve amca. Hayran bırakıyorlar beni kendilerine. İzliyorum, zaman geçiyor. Teyze diyor ki şaka ve şevkat karışımı bir tonla "Aşkım kocam, gömleğini nasıl kapatmışsın öyle, kalk düzeltelim." Amca eşinden daha çabuk yaşlanıyormuş gibi çocuksu tavırlarla kalkıyor yerinden. Çok sevimliler. Çok. 
Sağ tarafımda iş yerinden tanışan abi ve abla. Yok böyle heyecanlı bir bekleme odası sohbeti. Çalıştıkları yerde herkes torpilli, herkes işe yaramaz, beş para etmez. İkimiz aramızda toplayalım, sokuşturalım ceplerine derdindeler anladığım kadarıyla. Saat dokuz. Dokuz otuz. On. Buçuk. Sıra bende. 

Odaya giriyorum, karşılıklı merhaba. Buraya kadar herşey yolunda. Neden geldiğimi bilmek istiyor sonra. Bilmek istiyor gibi soruyor yada. Kalp, doktor. Göğüs, sırt, çene. Aylar. Dinlemiyor adam akıllı, sürekli lafımı da bölüyor, "Son zamanlarda stres yaşıyor musunuz?" Klişeler neden hep beni bulmak zorunda? 

Yaş 8-9 falan. Okul kapısından çıktığım an karnımda bir ağrı. Okul-ev arası beş dakikalık yürüyüş. O zamanlar adımlarım daha küçük tabi. Evin kapısına geldiğimde nefes  alamıyorum, yere bırakıyorum kendimi. Neyse ki şans benden yana, babam arabasını tamire vermiş, dedem arabasıyla bize gelmiş. Kapının önündeler onlar da. Hop, hastaneye. Bir hafta orada kalıyorum. Neyi var bu çocuğun? Kimse bilmez. Strestir stres. Kesin çok takıyor çarpım tablosunu. Bu bir haftalar beş sene boyunca toplam kaç ay etti kim bilir. Bir doktor geliyor, doğum sancısına benzetiyor, diğeri stres olabilir diyor, en sonunda günde iki hap sayesinde ömür boyu hissetmeyeceğim saçma salak bir hastalık çıkıyor, akdeniz anemisi diye. Beş sene. Bunca zaman aklınız neredeydi? Almanyadayız. Beni ilk gördüğünüz andan beri memleketim belli. Hiç mi aklınıza gelmez? Yoksa yormadınız mı aklınızı? Bu kulaklar o güne kadar neler işitti çevresinden. Sen stres yapıyorsun. Kafana çok takıyorsun. Senin ağrın yok, oynuyorsun. Bunu bile duydum ben! Kişi kendinden bilir işi. Ben takmıyorum, bunlar sizin takıntılarınız. Ben sadece acı çekiyorum. 

Evet doktor, stres yaşıyorum. Bana stres yaşatıyorsunuz. Alayınız. Doktor yadımcısı bir ablaya emanet ediyor beni, önce kan alıyor, sonra iki kablo yapıştırıyor orama burama, kalbimin atışını dinliyor. Sonuçlar salı günü gelir, sen gelebilirsen o gün erkenden gel, bir de bayan doktora görün, belki o daha yardımcı olabilir sana. Abla da anlamış sanırsam doktor beyin umursamazlığını. Acaba anne babası "Benim oğlum dohtor" diye övünüyor mudur orda burda? Tamam abla, teşekkür ederim. Önümüzdeki salı olur mu bilmem de, uyanabildiğim ilk gün görüşürüz yine. 

Saat hiç. Sıfır otuz. Bir. 

15.01.2016
01:04



"Kayboldum sanki yine 
Gören var mı 
Herşey bomboş ve yine kimse yok 

Nerelerden gitsem 
Bilen var mı 
Odamda yalnızım yine cevap veren yok" 


Yorumlar

  1. Çevremizdekiler nedense her şeyi bizden daha iyi bildiklerine dair garip bir fikirle kutsanmış durumda. Acı da çeksen, acı değildir o. "Sen yapıyorsundur." Hele bir de "Takma, aldırma, umursama, rahatına bak" tayfası yok mu... Gamsız tayfası yani. Doğuştan gamsız; ama haberi yok. Bunu kendi meziyeti zannediyor. Hatta bunu bir meziyet zannediyor yazık. Artık anlamayacaklarına dair bir zırh kuşandım ben de. "Anlatayım mı?" "Anlat; ama anlamayacaklar bunu unutayım deme." Böyle olunca daha kolay geliyor bana işte. Anlamazlar, anlamayacaklar. Bunu unutmamak gerek. Geçmiş olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Başkalarına o şekilde yoğunlaşırken "takma etme" diye, kendi sorunlarından da kaçarlar çoğu zaman. Başkasınınkini yorumlamak daha kolay tabi. Kişi kendinin doktoru falan değil de işte, kendinin tek anlayanı

      Sil
  2. Selam Tayfun.Artık uyuyamıyorum oğlum.Aslında vertigo rahatsızlığım var.Ama ben yazdığım bazı yazılarla bazılarını kızdırdım,bu gece de hem savaşıp onlarla bir bahane bulup uyumaktan kaçıyorum.Yazını okudum ve üzüldüm.Ama başta anlattığın tablo sanki daha kötü bir teşhistir diye korkutmuştu,fakat bu illet sıkıntılıdır.Dilerim tedavilerden sonra bu semptomlar gider.Üzüldüm,geçmiş olsun.Ece ablan.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağol Ece abla. Teşhis muhtemelen yine büyük bir şey olmayacak, ama teşhis için kendini birazcık yoracak bir doktor bulmak gerek, beni stresli diye geçiştirerek asıl stresi yaratmayacak biri. Yazıların konusunda da, hangileri bilmiyorum ama izlenimlerime göre insanlar zaten kızacak yer ararlar herzaman, uykusuz kalmana değmeyeceklerdir. Tabi bunu da bir uykusuzdan dinlemek nekadar inandırıcı, bilinmez.

      Sil

Yorum Gönder