Dünya Bir Halı Saha - Toptan Korkma



Bu aralar düzenli şekilde diyebileceğim sıklıkla cumartesi akşamları halı sahada top oynamaya gidiyorum. Dün de öyle.
Henüz maça başlamadan, ısınma hareketleri sırasında abime şöyle dedim, "Bugün bir tarafımı sakatlayacağım, bunu hep önceden hissederim." Şaka değil, içime doğar hep. 

Sanırım bitime bir on dakika kala, abim gol atacak, önünde bir ben kalmışım rakip. Yirmi bir senelik ortak bir geçmişimiz var, her ortamda çok iyi top oynuyor diye bilinir kendisi, ama ben artık bir sonraki hareketini vücut dilinden anlayabiliyorum. He, bazen çok hızlı oluyor ya da bileklerini iyi kullanıyor, anladığımla kalıyorum o ayrı konu. Geldi topla beraber dibime kadar, sol ayağıyla topu hafif kaldırdı, sağ ayağıyla üstümden geçirecek. O şekilde çok top yapıştırdı bugüne kadar suratıma. "Değmez ya" dedim içimden, bir adım geri attım, "Geçerse geçsin, zaten herkes yorulmuş, bitsin diye bekliyor." Yılların topçusu, o durumda üstümden atmayı başaramadı, o da yorulmuştu belli ki, müthiş bir açıyla burnumun ortasına isabet ettirdi. Bir beş dakika boyunca, top değil de elma niyetine soğan yemişim gibi gözlerimde yaş, oyunuma devam ettim. Bir de başka birisi kramponuyla bir güzel ayak parmaklarımın üstüne binince, şu an ne burnumu silebiliyorum acıtmadan ne de normal bir şekilde ayağımı yere basabiliyorum. 

Şimdi bu bir futbol yazısı değil. "Bugün top oynadım, çok eğlendim wuuhuu" tarzında, haklı olarak kimsenin umrunda olmayan bir günlük yazısı olsun da istemezdim. Ama oldu birkere. Şimdi söyleyeceklerimi, bu maç özetini vermeden de söyleyebilirdim aslında, ama madem yaşadım, bir işe yarasın, değil mi?  

Pozisyona geri dönelim... Sakatlanmamı önlemek için, mücadeleye girmemeyi tercih ettim, geri adım attım. Peki ne oldu sonra? Mücadele, ben içinde olmadan da beni sakatlamanın yolunu buldu. Oysa bir hamle yapsaydım, belki bunu engelleyebilirdim. Evet, yine aynı sonuç çıkabilirdi de ortaya ama en azından benim elimde olan bir durum olmuş olurdu. Denemedim diyemezdim. Şimdiyse "Şöyle yapsaydım, böyle yapsaydım..." diye saçma salak şeyler düşünüyor yazıyorum. Neyse, bakarsınız bir iki futbol sevdalısı çıkar, bloğumu takip eder.

Bugüne kadar çok sakarlığım, çok fazla sakarlığım, aşırı sakar biriyimdir, dolayısıyla da bazı sakatlıklarım oldu. Ama gariptir ki, hiçbir yerimi kırmadım henüz. Ve hep o acının nasıl bir şey olduğunu merak etmişimdir. Açıkcası katlanılmazmış gibi hayal ediyorum. Düşünsenize, kemik, çat diye kırılıyor. Ağacın dalı, çubuk kraker falan değil. Ke-mik. Çat. Ama önemli nokta da tam olarak bu işte. Hani laf vardır ya "Başa gelen çekilir" diye. Biz istediğimiz kadar hayalini edelim, önlemeye çalışalım, bir şeyin başımıza geleceği varsa, bir yolunu buluyor, ve bulduktan sonra da ne kadar "Yapamam" dediysek, o kadar yapıyoruz, üstesinden geliyoruz. 

2013 senesinde yazdığım bir sözle toparlamak istiyorum: Korku, olası mutlulukların yaşanmamış kalmasının sebebidir. Kötü sonuçlar doğabilir diye, ne dünyadan, ne aşktan, ne de toptan kaçılmamalı. 

En çok da doğrudan. 

06.03.2016
20:04



Yorumlar

  1. Geçmiş olsun :(
    Yazını çok beğendim, olayı hayatla birleştirmeni falan güzel yazmışsın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ediyorum. En ufak yaşanmışlıklardan bile yazacak malzeme çıkabiliyor bazen böyle:)

      Sil
  2. Geçmis olsun. Korkunun ecele faydasi yok sözü bu durumuna cok uygun bence :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kullanmayı da düşündüm ama başa gelen çekilirden sonra iki klişe cümle fazla diye düşündüm:D

      Sil

Yorum Gönder