Bir Garip Vasiyet



First things first: Yanlış anlaşılmasın, bir süre daha ölmeyi düşünmüyorum, keyfim yerinde :))

Uzun bir aradan sonra değişik bir yazıyla dönmek istedim, ve hayatımda duyduğum birkaç cümle ve ya yaşadığım olay neticesinde bir süredir de dillendirmek, paylaşmak istediğim bir konu bu. 

Mesela:

1. "Derneklerden uzak kalmayın, köylülerimizi, eşi dostu hep tanıyın, gidin görün ki, günün birinde düğününüze, cenazenize de gelsinler" cümlesi.

2. Bu olayı henüz bu yaz yaşadım. İlk defa bir cenazeye gittim, daha doğrusu götürüldüm. Hayatımda görmediğim, tanımadığım bir akrabanın. Aile büyükleriyle gittiğim cenazede, ilk dakkadan tek başıma kaldım, onlar eş-dostlarını buldu cem evinin girişinde, uzaklaştı, öylece meydanda kalakaldım. Baktım yapacak bir şey yok, arkadaşımla yazışmaya, telefonda konuşmaya başladım vakit geçirmek için. Dost muhabbeti işte, sürekli sırıtasım geliyor ama "Aman diyim Tayfun, cenazedesin, suratın asık kalsın, saygısızlık yapma bari" diye tutuyorum kendimi. Telefonu kapattıktan yaklaşık beş dakika sonra bir teyze oturdu bir adım öteme, küçük kızını da yanına yerleştirdi, şakalar yaparak gülerek selfiler çekti. Ben mi fazla kasıyordum, teyze mi çok rahat davranıyordu? 

İki saat sonra cenaze kalktı, herkes arabalarına binip mezarlığın yolunu tuttu. Ölen gömülürken benim gözüm ister istemez yakınlarındaydı, onların o üzüntü ve gözyaşlarını görünce midemin bulanmasına engel olamadım. Burada böyle oluyorsam, bir yakınımı öyle gördüğümde ne yaparım acaba? diye sordum orada kendime. 

Ama asıl zoruma giden şey şuydu: O insanlar güneş altında gözyaşları içinde belki de hayatlarının en büyük acısını yaşarken, bir de onca kişiye "Dostlar sağolsun" cevabını yetiştiriyor... 

Daha sonra başka bir cem evine geçildi, pilavlar helvalar servis edildi. Ve yemek sırasında, yanımdaki amcanın çatalını bırakıp, "Böyle pilav mı olur, bu ne biçim pilav?" şeklinde söylendiğine şahit oldum. Şimdi ağlar mısın, güler misin? Yoksa kalkıp o adamın ağzına ... mısın? Cenazedesin be adam, ye yemeğini otur aşağı!


Ben de kendi kendime, ölümüm nasıl olmalı, nasıl uğurlanmak isterim? diye düşünüyorum uzun zamandır. Neden şimdiden uyduruk bir vasiyet hazırlamıyorum? dedim kendime ve işe koyuldum. Hem ilerisi için iyi bir taslak olur. Olmaz mı? 

Nasıl yazılır bilmiyorum, yani özel bir şekli olması gerekir mi gerekmez mi? Araştırmadım da, sadece aklımdan geçenleri sıralamak istiyorum...


1.Cenazeme gelmesini istediklerim

- En sevdiğim arkadaşlarım. 

Ama kimler bunlar? Arkadaş dediğim bir insanla, aralıksız en az bir on beş dakika aynı sohbete dahil olmuşuzdur. Özel günlerimizde birbirimizden mutlaka haber almışızdır. Sarhoş kafayla bile olsa, benim için ne kadar değerli olduğunu belirtmişimdir. İçsem bile sevmediğim insana seviyorum demem. 
Yalnızca bunların geçerli olduğu insanlara arkadaş kavramını yakıştırınca, kelime anlamını yitirmiyor, yetiyor her şeyi açıklamaya. Ve bu kişilerin sayısı tahminen 10-15'i geçmez. 

Ailem. 

Aile kavramı, üstte saydıklarımı da kapsıyor. Arkadaşı aileden sayarım. Aile, asla kan bağı değildir. Kan bağım olan insanların arasında yalnızca aramızda asla kıskançlık, kin, beddua, üçkağıt ve paradan dolayı herhangi bir sorun yaşanmadığı kişileri dahil ediyorum bu gruba. Ayrıca düğünden düğüne, orda burda selamlaştıklarım dahil değildir. Sevmediğimden değil, sadece yakın olmadığımız için.

- Yukarda kendini bulanlar isterlerse yanlarında bir kişi getirsinler. O kişiyi ben hayatımda tanımamış olsam da olur, yeter ki yakınımın acı gününde yanında olmasını isteyeceği biri olsun.  

2. Ölünce ben

Ne kadar işe yarayan organım varsa, bağışlansın ihtiyacı olana. 

- Gömülmek değil, yakılmak, denize savrulmak isterim. Güleceksiniz ama ben yine de Marmara diyorum. Ege'yi falan kirletmeye gerek yok şimdi. :) Bu durumda cenazeden bahsediliyor mu hala emin değilim. Ama toplanır illa yine de tayfa bir şekilde. (Istanbul'da olsun mutlaka)

- O toplantıda bir kutu bulunsun orta yerde. Gözyaşı döken olursa, bir on kağıt atsın içine. Annem hariç, o istediği kadar yakın olamadı hiç oğluna, rahatlayana kadar ağlayabilir. Toplanılan parayla sokak hayvanlarına mama dağıtılsın mesela, son kararı onlara bırakıyorum. O tarz bir şirinlik yapılsın. 

Ve benim için en önemli nokta. Dağılmadan önce, Duman - Ah çalınsın, ve herkes evlerine dağılsın.

- Bu kadar.. 


Özet geçmek gerekirse düşüncelerimi, şöyle derim: Bizim düğünlerimiz evlenenler için, cenazelerimiz de ölenler için değil bence, ki böyle düşünen bir ben olmadığımı çok iyi biliyorum. Gelip boy gösterenler için.
 Bende de böyle olsun istemiyorum. Kısacası bana veda etmeye, daha sonra da ara sıra mezarıma uğramak isteyebilecek kadar yakın olmayanlar gelmesin. 

Size sorum şu, kendiniz için düşünün: Cenazeye gelen o insanların kaç tanesi, kimsenin görmediği zaman sırf ölene saygıdan dolayı, onu anmak için yanına gitme zahmetinde bulunur? 


Yorumlar